Katkıda bulunanlar

1 Ağustos 2010 Pazar

Tiyatro Niçin Kutsaldır? (Edebiyat)



Batı bir ortaçağ karanlığı yaşamıştır. Din adına insanlar yakılmış,bilime karşı gelinmiş ve işkenceler yapılmıştır. Batıyı bütün bunlardan kurtaran Rönesans’tır. Nedir Rönesans ? Floransa’da Medici ailesi tarafından başlatılan sanat akımıdır. Bu sanat akımı tüm Avrupa’ya yayılmış ve kurtuluşu olmuştur.

Avrupa’nın ortaçağ karanlığı yaşadığı dönemlerde Osmanlı imparatorluğu neredeyse bu günkünden daha aydın bir yaşam içersindeydi. Çünkü şimdilerde “Geleneksel Türk tiyatrosu” dediğimiz sanat vardı. Köy oyunları sergilenebiliyordu. Bilim ise gözde idi. Bu dönemlerde yetişen denizcilerden tutun tüm alimlerin kitap ve haritaları bu gün kullanılmakta hala.

İşte ne olduysa olmuş, sanat ile kalkınan Avrupa ileriye doğru giderken bizler ne yazık ki geriye doğru yol almaya başlamışız.

Osmanlı döneminde görülmeyen ırk ve din ayırımı savaşlarını ,insanların yakılmasını ne yazık ki Osmanlı’nın sonu ve cumhuriyet döneminde gördük. Demek ki bizim ortaçağ karanlığına gömülmemizi isteyen güçler var! Bunları emperyalist amaçlarda aramak gerek.

Demek ki aynı düzeye gelmeyi çok istediğimiz ama onların oyunlarına gelmek de istemediğimiz bir batı toplumu var! Ve bu batı toplumu kurutuluşu olan sanata sıkı sıkı sarılmış. Çağdaşlığın ve medeniyetin sanatla olabileceğini öğrenmiş bir kez.

Tüm Avrupa ülkelerinde öncelikle tiyatro sanatına destek var. Bir örnekle açıklayalım. Fransa’da tiyatronuzu açıyorsunuz. Birinci yıl devlet sizi izliyor. İkinci yıldan itibaren ,birinci yılda ne kadar hasılat yaptı iseniz devlet bu parayı her yıl size veriyor. Ta ki siz “Tiyatromu kapattım” diyinceye kadar. Buna benzer biçimlerde tüm Avrupa ülkelerinde ve bir biçimde de Amerika’da destek var.

Peki neden tiyatro. Bir insan için en önemli şey hayal kurma gücüdür. Bir söz var ,diyor ki “Bütün büyük buluşlar önce bir hayaldi!” evet aya gitmek Jül Vern’nin hayaliydi. Müsahipzade Celal’in bende bir oyunu var,adı: SELMA YA DA İSTANBUL’UN İMARI. 1920’li yıllarda yazılmış. Müsahipzade bu oyunda İstanbul’a yapılacak çevre yollarını,boğaz köprüsünü ve Kadıköy ile Sarayburnu arasına yapılacak tüp geçidi anlatıyor. Yani çevre yollarının yapılmasından otuz beş,boğaz köprüsünün yapılmasından da 50 küsur yıl önce.

Tiyatro insanın hayal kurma gücünü geliştirir. Oyun başlayınca kendinizi kırmızı perdeye bırakırsınız. Artık bir hayal dünyasındasınız. Bir tek odadan bir ev yaratır, sahnedeki tiplerin davranışlarının nedenlerini kurarsınız. İşte tiyatro hayal gücünü geliştirdiği için kutsaldır.

Şu anda üzülerek söylüyorum sadece Paris’te her gece 500 tiyatro perdesini açıyor. Londra’da falanca oyun on yılı aşkındır oynuyor. Peki biz ne yapıyoruz? Şimdi gençlere anlatıyorum, inanmadan dinliyorlar : “Biz bir zamanlar haftada altı gün oyun oynardık.Sezonunda tam on bir ay bu tempoda çalışmıştık. İtiraf edelim kendi salonunda haftada iki veya üç oyun oynayabilen tiyatro başarılı tiyatro oldu.

Oturup nedenlerini araştırarak çözüm getirmek zorundayız. Ama biz ne yapıyoruz. Çok üzülerek söylüyorum birbirimizi harcıyoruz. Birbirimize hakaretler ediyoruz. Ve sanki takım tutar gibi saflar oluşturup taraf tutuyoruz. Genç oyuncular usta oyunculara hakaret ediyor. Bütün bunları dehşet içersinde izliyorum.
Ama birileri de var ki, göbeğini kaşıyarak gülerek izliyor bizleri. Çünkü onların bile yapamadıklarını bizler birbirimize yapıyoruz. Sanırım bunlar da onları çok sevindiriyor.
Şimdi hepimiz oturup düşünmek zorundayız. Biz karanlık güçlerden yana mıyız. Yoksa aydınlık bir gelecek için mi çalışmak istiyoruz. O zaman Van Gogh’un söylediklerine kulak verelim.“Gemi tayfaları ağır bir yük taşımak ya da demiri kaldırmak işine giriştikçe ,daha ağır bir yükü ,daha büyük bir çaba ile kaldırabilmek için hep birlikte türkü söyler. Böylece desteklermiş birbirlerini. Sanatçıların yoksun oldukları,işte bu dayanışmadır.”

Haydi gençler hep birlikte türkü söyleyin istiyorum.



Burcu Nermin Özhan

Hiç yorum yok: